I AM LEGEND

On those cloudy days, Robert Neville was never sure when sunset came, and sometimes they were in the streets before he could get back.

18 Ağustos 2014 Pazartesi

ZAMAN ÖTESİ BİR BAŞYAPIT - METROPOLİS


        Metropolis, 1927 yıllından günümüze daha izleyenlerde birçok soru sorduran ve hayranlık uyandıran bir başyapıttır. Metropolis, dönemin koşullarına göre devasa setler, binlerce figüran, dönemin çok ilerisinden yapılan özel efektleriyle, film sırasında gösterilen bir çok dini, mitolojik göndermelerle, içinde bulunan alt metiniyle bir bilimkurgu başyapıtıdır. Filmin olay örgüsüne genel olarak bakıldığından zengin oğlan-fakir kız, çılgın bilimadamı, sinemanın ilk robotu, sınıf çatışmasının ( filmin sonu hariç ) belirgin olarak vermesi vb. kısacası bugünkü filmlerde ayrı ayrı bulunan olay örgülerini içiçe kullanmasıyla bile dikkat çekici bir filmdir. Bir çok karakteriyle, bir çok karesiyle sinema tarihine iz bırakmıştır ve bu izi kimse silemeyecektir.
Metropolis herşeyden önce bir kentin başrolde olduğu bir film. Metropolis kapitalizmi en iyi şekilde bir kent temsil eder. Zaten Lang'a Metropolis için esin veren şey, ilk kez New York'u görüşü oldu.(Okyay,2002:266) Bir kent herşeyi ile artık kapitalizmin her köşesinde doruğa ulaştığı, sınıf çatışmasının her karesinde göründüğü son derece dönemin ilersinde bir film.

Metropolis'in günümüzde ve geleceğe ait bir başyapıt olmasının en önemli nedeni esnek yapısı(?), filmin dışavurumculuğu ( Ekspresyonizm ) ve bir çok konunun içiçe geçmesi. Her tarafa çekilebilir bir esnekliği olması. Hitler bile filmden çok etkilenmiştir. “Lang'ın anılarına göre, 1933 yılında, iktidara yeni geçen Hitler'in propaganda bakanı Göbbels onu çağırarak, Führer'in yıllar önce Metropolis'i görüp çok beğendiğini ve onun için “işte bize gereken sinemacı” dediğini nakletmiş ve Lang'dan rejimin resmi sinemacısı olmasını istemişti.(Dorsay, 2004:39) Doğru açıdan bakılırsa film tam marksist bir başyapıttır. Filmin sonu hariç. Ki yıllar sonra ( 1959 )Lang şöyle diyecekti “ Metropolis'i sevmiyorum. Finali bana yanlış geliyor. Zaten filmi yaparken bile bu sona karşıydım.” (Dorsay, 2004:39) Sermaye, emek, sınıf ayrımı vb. kavramlarının nerdeyse her karesinde izleyiciye vurguluyor. Filmde işçi yığınların işe gitmeleri bugün çağımızda her sabah akşam gördüğümüz bir manzara. Bu işçi yığınlarının yüz ifadelerinin çağımız insanından farklı değildir. Zaten film 21. yüzyılda geçmektedir. Filmde fabrikada olan kazada hiç bugünkü fabrika ve maden kazalarından farksız değil.
     Metropolis için genel bir okuma yaparsak; bir aşkın gözünden bir toplumsal yapıyı gerçekçi bir dille eleştiriyor ve bunuda çok iyi bir şekilde başarıyor.

     Sinema tarihi açısından bir çok unutulmaz anlar var. Ayrıca içinde daha sonra bir çok filmden kullanılacak karakter ve konu barındırıyor. Bunların en önemlileri çılgın bilim adamı ve robottur. Filmdeki çılgın bilimadamı sinema tarihinde en güzel ve an akılda kalıcı örneklerinden biridir. Rotwang'ın( çılgın bilimadamı ) yaratığı robot ise sinema tarihinde bir ilkdir. Filmdeki robot dizaynı bir daha yakalanmayacak denli mükemmele yakındır. Ve sinema tarihinde bir çok robotun öncüsü olmuştur. Film atmosfer bakımından zamanın çok ötesinden ve bu atmosferiyle gelecekteki bir futuristik bir kenttir Metropolis. Bu atmosferiyle izlendiğinde bugünün izleyicisine Metropolis Zemyetin'in Biz'ini, Huxley'in Cesur Yeni Dünyası'nı ve Wells'in Efendi Uyanıyor'unu ( her ne kadar H.G.Wells Metropolis için “film kötü bir yapıda hazırlanmış ve teknik ilerleme hakkında kesinlile aptallık dolu klişeci yüzeysellik içeren kendi türünde tek olan duygusallık içeren bir sosla sunulmuştur.” ) (Atılgan Dergisi 7. Sayı:35) hatırlatır. Bu atmosferiyle metropolis tam bir distopyadır. Diğer bir deyişle atmosferiyle karamsar bir gelecek tasvir etmiştir. Bu karanlık atmosferi Metropolis'e zaman ötesi bir hava kazandırıyor.
    Metropolis ayrıca bu atmosferiyle bir çok sinema filminini etkilemiştir. Bunların ilk olarak aklımaza geleecek olanlar; Blade Runner ( Ridley Scott :1982) ve Dark City (Alex Proyas:1998)
Son olarak Metropolis tam bir sınıf savaşının olduğu bir yer ve bu savaşının ortasında bir aşk, bir çılgın bilim adamı, bir robot ve bu olaylar içinden “göksel dinlerden, pagan tanrılardan hem batı hem de doğu mitlerinden ilham olarak geçmişi, yaratıldığı anı ve geleceği tasvir eden düşü gerçek, gerçeği ise düş yapan olağanüstü bir dünyadır”. (Kaplan-Ünal,2011:86)
Kaynakça:
Atılgan Dergisi, 7. Sayısı
Dorsay, Atilla, 100 Yılın 100 Filmi, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2004
Kaplan, F. Neşe-Ünal,GülinTerek, Bilim Kurgu Sinemasını Okumak, Doruk Yayınları,İstanbul,2011

Okyay, Sevin, 120 Filmde Seyrialem, Phoneix, Ankara,2002



NOT: Bu yazı aylık sanat gazetesi Güncel Sanattın Temmuz sayısında çıkmıştır.
https://www.facebook.com/GuncelSanatGazetesi?fref=ts

10 Şubat 2014 Pazartesi

PARİS HER ZAMAN BİZİM OLACAK / Ray Bradbury





Pariste, sıcak bir temmuz cumartesi gecesiydi, nerdeyse gece yarısıydı, kentin çevresini yürümek ve hava almak için hazırlandım, en çok sevdiğim Notre Dameda başlamak ve gezintiyi orda bitirmekti, bazen ise Eiffel Kulesinde.
Karım saat dokuzda yatağa gitmişti ve ben kapı tarafından duruyordum. " Ne kadar geç gelrsen gel, gelirken bir pizza getir." dedi karım. 
"Pizzan geliyor." dedim. Dışarı doğru yöneldim.
 Nehrin karşısındaki hotelden Notre Dame'a doğru yürüdüm ve sonra Shakespeare Kitabevinde durdum ve Boul miche doğru yöneldim. Les Deux Magotsta durdum, dışardaki cafe Hemingway ve onun kuşağın zaman geçirdiği yer.
Bir süre orda oturup Parislileri izledim. Bir bira aldım ve nehire doğru yol aldım. 
 Les Deux Magots'ın baş tarafından geşite kadar bişey yoktu. Geçitten sonra antik dükkanlar ve sanat galerileriyle doluydu.
Yalnız yürüdüm, nerdeyse yanlız. seine yakınlarından garip bir şey oldu. Hayatımdanki en garip olay başıma geldi.
Takip edildiğimin farkına vardım. Ama garip bir takip şekliydi.
Arkama bakıyorum kimse yok arkamda. Etrafıma dikkatlice baktım ve yazlık giyisiler içinde bir genç adam gördüm.
İlk önce adamın ne yaptığının farkına varmadım. Bakmak için durduğumda benim seksen yada doksan ayak ileride beni izliyor. 
Genç adambenim baktığımın farkına vardı ve caddenin uzağuna giderek tekrar bana baktı.
Biraz sessizlikten sonra bana doğru geldi. Beni arkadan takip etmeye başladı. Yolun başından beni takip etmeyi sürdürüyordu arada yalnız olduğumdan emin olmak için beni izliyordu.
Şehir bloklarına kadar bu böyle devam etti. Sonunda genç adama doğru yöneldim, oda beni bekliyordu.
Genç adam uzun boylu, ince, sarışın, yakışıklı ve Fıransıza benziyordu; atletik yapılıydı, tennisçi yada bir yüzücü olabilirdi. 
Tam olarak bilmiyordum bu durum için nasıl hissedeceğimi. Bu durum için memnun mu olacaktım yada mahcup mu?
Birden onunla karşılaştım, durdum ve İngilizce birşeyler söyledim ve başını salladı. 
Genç adam Fransızca birşeyler söyldi, bu sefer ben başımı salladım ve ardından ikimizde gülmeye başladık.
"Fransız değilsin?" diye sordu.
Başımı salladım.
"İngiliz değilsin?" diye sordum, başını salladı ve bir daha birlikte güldük. Pariste saat geceyarısını geçiyor, inanılmaz bir şekilde birbirimizle konuşuyoruz, tamamıyla gecenin bu satinde burda ne yaptığımızı bilmiyoruz.
Sonunda bir ilini kaldırdı ve maksatlı bir şekilde beni caddenin aşağısına yönlendirdi.
Bir şeyler söyledi , ben birinin ismi sandım: "Jim." Şaşkınlıkla başımı salladım.
Genç adam tekrar söyledi. bu sefer kelimeyi net şekilde duyuyordum. " Spor Salonu."* Caddeye doğru yürüdü, ve dönerek onu takip ettip etmediğime baktı.
Kararsıca bekledim caddenin karşısına gitti ve tekarar dönüp bana baktı.
Takip etmeye devam ettim, düşünüyordum. " Burda ne yapıyordum?" Pariste yabancı bir genç adamla geceyarısı, bu sıcakta nereye gidiyorum? Eğer bir daha geri gelmesem? Yabancı olduğum bir şehirde nasıl olurda yabancı birini takip ediyorum? 
Takip etmeyi sürdürüyordum.
Blokları yarıladığımda ileriki bloklarda genç adam beni takip ediyordu.
"Spor salonu" diye tekrar ederek binanın yakında durarak başıylada onaylıyordu. Önünde durduğu binanın aşağıya giden merdivenine doğru yöneldi. bende onu izledim. biz bodrum kapısına gittik ve kapıyı açtı ve  beni karanlığın içine başıyla onaylayarak çekti.
Küçük bir spor salona girdiğimizin farkına vardım. Spor salonun içinde bütün ekipmanları vardı.
Garip olduğunu düşündüm. İçeri girdiğimizde kapıyı kapattı.
Tavandan aşağıya müzik ve bir ses geliyordu bir sonraki hareketlerini ne olacaklarını söylüyordu. Bende rahatlamaya başlamıştım.
Karanlıkta terli bir şekilde duruyordum. karanlıkta onun elibiselerinin çıkarma seslerini duyabiliyordum, ve geceyarısı Pariste karanlıkta duruyoruz, konuşmuyoruz, hareket etmiyoruz.
Bir daha düşündüm, " Burda ne yapıyorum?"
genç adam nerdeyse bana dokunacaktı ve birden sesin geldiği taraftan kapı açıldı. Kapının açıldığı taraftan bir kahkaha patlaması geldi. Diğer kapı açıldı ve kapandı, ayak sesleri ve insanlar sesli bir şekilde birbirleriyle konuşuyordu aşağıda. 
ikimizde ne yapacağımızı bilmiyor  gibi görünüyorduk, ama orda birbirimize bakacak çekilde duruyorduk, geceyarısından sonra pariste sahnede ne söyleyeceğini unutmuş iki aktör gibi.
Aşağıdan gülme ve müzik sesleri daha yüksek sesler geliyordu ve bir şişeden çıkan bir mantar sesi duyduğumu düşündüm.
Loş ışıkta genç adamın burnundan aşağıya doğru düşen bir ter damlası gördüm.
Düşen damlayı kolarımın arasından geçerek parmaklarımın ucunda hissettim. 
Onun omuz silmesine kadar orda uzun zaman durduk  hareketsiz bir şekilde sonra ben omuz silktim ve sessizce ikimiz güldük.
Öne doğru eğildi, benim çenemi tuttu bir eliyle ve alnımın ortasına bir öpücük kondurdu. sonra genç adam geri adım attı ve tişörtümü alıp omuzlarıma koydu.
Birşeyler mırdandı.
Ve kapıya doğru sessizce hareket ettik, işaret parmağını dudaklarına gödurdu "şşşşş" dedi, ve ikimiz  caddeye çıkttık.
Beraber dar ağaçlı yola doğru yürüdük. Genç adam, Les Deux Magots için bize klavuzluk etti  ve diğer yönde ise nehir, Louvre, ve hotelim
Genç adam soru sorarcasına bana baktı ve ilham geldi bana ve elimi kaldırdım ve onun göğüslerine dürttüm parmaklarımla.
"Sen Jane, ben Tarzan." dedim.
Bu yaptığım onun gülmesine ve tepki gösterdi, ve tekrarladı ne söylediğimin: " Sen Jane, ben Tarzan" 
Ve karşılaştığımızdan beri ilk kez rahattık ve güldük.
Bir daha öne doğru eğildi ve bir daha anlımdan öptü ve sonra döndü ve uzaklaştı.
Genç adam biraz uzaklaştığından, hiç dönmedi ve kararsız bir İngilizceyle, "Özür dilerim."dedi
Bende " Özürdilerim" diye takrarladım.
"Gelecek sefere?" 
"Gelecek sefere?" diye takrarladım.
Ve sonra dar caddeye yöneldi gözden kayboldu.
Nehire geri döndüm, Loure'un arkasından yürüyerek hotelime geldim.
sabahın ikisiydi, daha çok sıcaktı. içerdeki kapıda durdum, karımın yatak elbiselerin hışıltısını duydum. " sormayı unuttum önce sana biletleri aldın mı?" dedi karım.
" Evet aldım" dedim. " akşam uçağı, New York'a, önümüzdeki Salı"
karımın rahatladığını ve iç geçirdiğini duydum ve dedi, "Aman tanrım, Parisi seviyorum, umut ediyorum gelecek sene yine geliriz."
"Gelecek sene," dedim.
Soyundum ve yatağın kenarına oturdum. yatağın diğer ucundan karım " Pizza getirdin mi?" diye sordu.
"Ha şu pizza" dedim. 
"Nasıl pizzayı unnuttun?" diye sordu karım.
"Bilmiyorum," dedim,
Garip bir ağrı hissettim anlımda. Ellerimle ağrıyan yere dokundum, yabancı genç adamın öptüğü yer ağrıyordu.
" Bilmiyorum" dedim, "Nasıl unuttum allah kahretsin."


 gymnasium 

                                                             Ray Bradbury