Kayıtlar

DEDEKTİF-2

                                                           Aynı güne yeni bir uyanış: Gözlerini açtığında kasları ve kemiklerinin titreşimi kulaklarına ulaşıyordu. Başlangıçta etrafını görmekte zorlandı. Nereye baksa sisten bir perdenin ardına gizlenmişti her şey.                                                           Öldüğünü düşündü. Bu kadar saçmalık ve anlamsızlık dolu hayatta sonsuza kadar uyumaya '' Hayır '' demezdi asla. Ancak hayali bir kez daha boşa çıktı. Bilekleri acıyordu. Ellerini oynatmaya çalışsa da sert çeliğin içinde, sadece birazcık kıpırdatabildi. Karşısında aynı buz gibi güzel yüz, gözlerinin alevi ile buzu birbirine karışmış, en son gördüğü kişi oturuyordu. Sorgu odası oldu...

KATİL-2

                             Oysa ki ilk iki gün boyunca her şey mutluluk ve renk adına ne varsa hayatına katmıştı. Yıllardır ilk kez deliksiz uyumuş, ne çocukluğundan gelen kabusları ne de unutamadığı için uykularını kaçıran yüzleri görmüştü. İçindeki ferahlıkla uyandığı sabahı, favori mekanında doyurucu bir kahvaltı ve koyu bir americano için paraya kıyarak geçirmiş, gülüp mutlu olduğunu gören mekan sahibi çok şaşırmıştı.                             Düzgün bir uyku ve insanın içine sinen bir sabah gibisi yok muydu ? Neden başkalarına kocaman gülümseyen ona hep keder ve gözyaşını tattırmıştı ki ? Bu kadar boşa geçen senenin hesabını kim verecekti peki ?                             İşte yine başlamıştı. Sadece boşanacak kanın onu tekrar iyi hissettireceğini ummuştu ama yanılm...

DEDEKTİF(1)

                             Cızırdayan floresanın zayıf ışığının altında, Hakan Erdem’ in yorgun gözleri usul usul aralanırken, ilk başta nerede olduğunu anlayamadı. Akciğeri sızlıyordu, belki de o kurşunu mucizevi biçimde çıkartıp kanamasını durdurmuşlar, ameliyattan çıktığının ertesinde yoğun bakımda uyanma safhasına geçmişti. Bir başka ihtimal de, Tanrı’ yı çoktan unutmuş olsa da, kendisini nihayet hatırlamış olması ve bir meleğini göndermiş olmasıydı. Zihninden bir an için Scorpions’ un ‘ Send me an angel ‘ şarkısı geçti.                             Yine gereksiz derecede büyük salonundaydı.    Boşalmış şişeler, yırtık sigara paketleri, kırıntıların arasındaki boş ve buruşuk kese kağıtlarının arasında, spazm ve ağrılar eşliğinde yatıyordu. Van Gogh’ un taklit tablosu da, büyük ekranlı televizyon da yerdeydi. Boya parçaları ve cam...

KATİL(1)

                            Göğün denizle kesiştiği noktaya inen kızılımsı parlaklık gözlerini okşarken kulaklıklarından John Lennon’ un sakin sesi akıyordu. Kızıl saçları güneşte koyulaşmış, yeşil gözlerine bulutlardan gölge düşmüştü. Oysa ki bu ıssız sahili ilk keşfettiğinde arabasının lastikleri arka arkaya patlamış, kumlar darbeyi yumuşatmasa, ömrünün sonuna kadar sürecek bir ağrıyı çekmekten kıl payı kurtulmuştu. Burnundan damlayan kan damlaları zaten var olanlara karışırken beyninin uğuldadığını ve bütün kemiklerinin zonklandığını hissetmişti.                               “ Onu öldürdüm “ dedi “ Onu öldürdüm “ diye daha yüksek sesle tekrar etti. Sanki kanların fışkırdığı, sağanak bir yağmurun ilk düşüşünü andıran o an, anne karnına düşmesiyle başlayan süreç sona ermiş, yeni ve bambaşka hislerin baskın olduğu bir başka sürece kapı aç...

KAPANMAMIŞ-1

                         Sokak lambasından ışık kırıntıları düşerken hafif rüzgar küçük su birikintilerini titretiyordu. Sadece gecenin ayazı değildi içimi üşüten, az önce cüzdanıma giren kazık da canımı oldukça yakmıştı.                          Yine kırık parçalar kalbime batıyor, midem dünden beri boş kaldığını haber vermek için gurultularını arttırıyor, yıllardır üstesinden gelemediğim depresyonum arada hala kaybolmadığını hatırlatırcasına beyin kıvrımlarıma karanlık, kalbimin damarlarına sızı yüklüyor, daha da beteri yağmuru haber veren ve giderek gri tonu koyulaşan bulutlar yakınlaşarak hasret gideriyordu, yanıma şemsiyemi almadığım gerçeğini pekiştirerek karamsarlığımı büyütüyordu.                          Geniş bir dükkan saçağının altına sığındığım anda yağmur başladı. Bir, iki, üç daml...

RAHATSIZ EDEN ŞEYLER

 Bazı şeyler beni öyle çok rahatsız ediyor ki bunları yazmazsam olmayacak. Bunlar uzun süredir tecrübe ettiğim olaylardan ve yaptığım dikkatli gözlemlerden çıkarımlarımı oluşturuyor. İlki erkeklerin aşırı kıskançlığı: Biraz kıskançlığın zararı olmaz. Ancak bir kadınla ilişkisi olan erkekler kıskançlığın ölçüsünü kaçırdığını belli ediyor. Nasıl mı ? Öncelikle şunu belirteyim, ne kadar güzel olursa olsun bir erkeğin yanındaki kadına asla bakmam çünkü erkeğe saygı duyarım. Ancak tek başıma oturup sevdiğim şeylerle ilgilenmeme de saygı duyulmalıdır. Mesela bir mekanda oturuyoruz, isteyen sevgilisiyle, isteyen arkadaşıyla, isteyen tek başına zaman geçiriyor öyle değil mi ? Buraya kadar her şey normal... Ama o da ne ? Önümdeki masada sevgilisiyle oturan adam dönüp dönüp bana bakıyor. Eee, ben bir defa sevgilisine bakmadım ki ? Sadece bilgisayarımla ilgilendim durdum. Neden benim kötü hissetmeme sebep oluyorsun durup dururken ? İkincisi her erkeği potansiyel sapık olarak yaftalamak: Ben a...

ANLAM

 Hayatın anlamını ne zaman kaybettiğimi bilmiyorum ama kesin olarak kaybettiğimi tartışmam bile. Bir zamanlar heyecanlıydım, hayallerim, hedeflerim, umutlarım vardı ki onlar beni taşıyan basamaklardı. Daha önce de kaybettiğim çarpışmalar olmuştu ama her defasında basamakları yeniden tırmanacak gücü buluyordum. Artık o güç yok. Artık bir anlam olduğundan bile şüpheliyim. Eğer nefret ettiğiniz ders sevdiğiniz mesleği yapmanızı engelliyor ve üniversite kapılarının açtığı bu keyfin önüne çıkıyorsa ne yapabilirsiniz ki ? '' Ben bu dersten nefret ediyorum, bu dersle bir daha karşılaşmak istemiyorum '' diyemiyorsunuz çünkü bir bakmışsınız ki sözel alan öğrenci eksiği yüzünden açılmamış. Zincirin halkaları belki de orada kopmaya başladı. Ondan sonra sırayı kadınlar aldı, bir kere aşağılanarak reddedildim, iki defa seçilen başkasının ikinci tercihi oldum, yıllar geçip yaşım ilerledikçe bahaneler ve soğukluklarla her gün karşılaşır oldum ve kadınlar sonunda beni unuttu. Kibar dav...