I AM LEGEND

On those cloudy days, Robert Neville was never sure when sunset came, and sometimes they were in the streets before he could get back.

16 Nisan 2015 Perşembe

FİLM MAKİNESİ: TAKASHİ MİİKE


                Takashi Miike dünyanın en üretken yönetmenlerinden biri. 24 yılda 96 film yapmak çok yönetmene nasip olmaz. Ayrıca çektiği çoğu film kültleşmiştir. Bu üretkenliğini sıradanlıkla karıştırmayın. Her filmiyle hep özgün olmayı başarmıştır.

Miike bir motosiklet yarışçısı olmak isterken sinema bölümüne yazılmış. Ama derslere hemen hemen hiç girmediğini söylüyor. Onun yerine televizyonda asistan olarak çalışmış. 10 yılda sinema bölümünü bitirmiş ve 1991 yılında da video piyasasına girmiş. Miike 4 yıl bu alanda çalıştıktan sonra 1995’te ilk sinema filmini çekti: Shinjuku kuroshakai: Chaina mafia sensô. Video piyasasında öğrendiği pratiklerle düşük bütçeyle ve kısa zamanda çok sayıda film yaptı.
            Miike, ilk olarak ‘yakuza’, yani Japon gangster filmlerinde uzmanlaştı. Kısa sürede diğer film türlerinde de hünerini gösterdi. Aslında Miike hiçbir zaman tek bir türde film yapmamıştır. Yaptığı filmlerin çoğu içinde birkaç tür barındırır. Hem de kolayca bir araya gelmeyecek türleri birleştirmeyi başarmıştır Miike. Türlerin kurallarına bağlı kalmamış, kalıplarla oynamıştır. Buna en iyi örnek The Happiness of the Katakuris’dir. Bu filmde müzikal ve zombi film türlerini birleştirmiştir.

            Miike’nin hiçbir zaman evrenselleşmek gibi bir derdi olmadı. O sadece kendi kafasındaki sinemayı yaptı ve yapıyor. Filmlerinde mesaj ya da anlatım kaygısı yoktur, her şey mümkündür. Hatta kimi zaman bilgisayar oyunu havası, kimi zaman da minimalist bir tavır vardır. Çoğu zaman da Luis Bunuel’i kıskandıracak sürrealist bir hava taşır. Referans olarak manga, anime, Japon mitolojisi, yakuzalar ve Japon kültürünü alır. Miike senaryosuz da çalışma yeteneğine sahip bir yönetmen. Ne türde film yaparsa yapsın Miike filmlerinin ortak özellikleri seks ve şiddettir. Tabi bunu yine kendi bildiği gibi yapar: Kullandığı şiddet bazen hazmetmesi zor, kimi zaman da ‘komik’tir. İzlerken kahkahalara boğulabilirsiniz. Cinsellikte de, şiddette de Miike sınır tanımaz boyuttadır. Eşcinsellik, tecavüz, ensest, nekrofil, fetişik öğelerini bolca kullanır.


Kısaca Miike tüm sıradışılığı ve kişisel sinemasıyla kendini kabul ettirmiş bir kült yönetmen. Yaptığı filmler hangi türden olursa olsun ‘tabu deviren’ filmler olmuş. İzlenmesi kolay olmayan filmler yapmış ve yapmaya devam ediyor. Son olarak Miike’yi henüz izlemeyenlere başlamaları için küçük bir liste, Dead or Alive üçlemesi,  Ichi the Killer, Izô, Audition (Ölüm Provası),Visitor Q  ve Gozu

11 Nisan 2015 Cumartesi

Hollywood mu?*


‘’1940’da Hitler ile Hollywood arasında bir seçim yapmam gerekiyordu. Hollywood azıcık daha ağır bastı. ‘’
    Rene Clair **
            Lumiere Kardeşlerin 28 Aralık 1895 yılında Fransa’da Grand Cafe’nin alt katında yaptıkları halka açık ilk gösterinin ardından 120 yıl geçmiştir. Lumiere Kardeşlerin bir eğlence aracı olarak gördüğü sinematograf, gelişen bilim ve teknikle beraber sinema bir endüstriye ve toplumsal bir kitle iletişim aracına dönüşmüştür. Sinema yirminci yüzyılın ilk yarısında Amerika’da D.W.Griffith, Sovyet Rusya’da V.Pudovkin ve S.M.Eisenstien’ın çalışmalarıyla artık tam anlamıyla bir sanat olmuştur. Artık sinema üzerine düşünülen, yazılıp çizilen tam anlamıyla bir sanat olmuştur.

            Günümüzde sinema deyince büyük çoğumuzun aklına ‘’ Hollywood ‘’ gelir. İzlediğimiz filmlerin dörtte biri Hollywood yapımıdır. Neredeyse hayatımızın her alanına bir şekilde girmiştir. T-shirtlerimizin üzerinde, her akşam televizyonlarımızda, odalarımızın duvarlarında vb. Hollywood artık Amerika‘da değil, her yerdedir. Peki, Hollywood nasıl Hollywood oldu. Hollywood’u Hollywood yapanların tümü göçmendi. Carl Laemmle Alman, William Fox Macar, Samuel Goldwyn Polonya, Lois B. Mayer Rustur. İlk stüdyoları kurarak bugünkü Hollywood’un temellerini atmışlardır. İlk  endüstriye dönüştüğü andan itibaren yani  1920’lerin başından günümüze kadar Hollywood hayatımıza girmiştir. Hiç çıkmayacağa da benziyor.
             Hollywood sineması her şeyden önce bir endüstridir. Onun içinde bir film çekilirken hem yapım öncesi hem yapım sırasında film için her türlü tanıtım yapılıyor. Dağıtım ağı ile dünyanın bir çok yerine gidiyor. Ve hatta filmin gösteriminden sonra son yıllarda ev sinemasının gelişmesiyle DVD Blue-Ray vb. formatlarda film satışa sunuluyor. Hatta oyuncak, t-shirt bilgisayar oyunu vb. yan ürünlerle filmlerden ticari olarak kar sağlamanın yolları çoğalmıştır.  Hatta bazen film gösterimde yapmış olduğu karın daha fazlasını bu yan ürünlerden yapabiliyor. Buna en güzel örnek Star Wars serisidir.
Evet, günümüzde sinema deyince büyük çoğumuzun aklına ‘’ Hollywood ‘’ gelir. Ama Hollywood deyince bir karşıtlıkta var. Ve bu karşıtlık dogmatiktir.  Ne de olsa Amerika filmi. Bizde Amerika karşıtıyız ya. Ama sinemalarımızda gösterimdeki filmlerin yüzde altmışı Hollywood filmidir. Sinemaya giderken seçtiğimiz film ya Hollywood filmi oluyor ya da onun bir özentisi bir film oluyor. Hani karşıydık.
            Hollywood tabi tümden suçsuz değil. Buraya sığmayacak çok olumsuzlukları var. Bir filmi değerlendirirken nerden veya kimin finanse ettiği değil film neyi anlatıyor, kim yönetmiş (sonuçta gerçek sinema yönetmen sinemasıdır ), türü, vb. detaylarla filmi değerlendirin. Ve Hollywood nasıl eleştirirsek eleştirelim, Hollywood kendisini Sunset Bulvarı ( Sunset Boulevard, Billy Wilderi 1950)ile en sert eleştiriyi yine kendisi yapmıştır.

 Asıl sorunumuz Hollywood’un iyi ya da kötü olması değil bilinçli bir izleyici olmamamızdır. Hollywood karşıtlığımız sadece hayatımızın her alanında yapmış olduğumuz göstermelik davranışlarımızdan biri mi? Toplum olarak hep kendi doğrularımızı aramak yerine hep hazır olanı alıyoruz. Hollywood karşıtlığımız bu kendi doğrusunu aramama tembelliğindendir.
           
**Ülkü Tamer, Sinema Dedi ki..., +1 kitap
Yararlandığım Kaynak:

Rekin Teksoy, Rekin Teksoy’un Sinema Tarihi, Oğlak Yayınları


*Bu yazı aylık sanat gazetesi Güncel Sanatta yayınlanmıştır.

24 Aralık 2014 Çarşamba

HUGO ÖDÜLLERİ ( Hugo Awards )Vol. I ( 1953-1980 )




1953   Alfred Bester*            The Demolished Man
           

1955   Mark Clifton ve Frank Riley*            They'd Rather Be Right (The Forever Machine olarak da bilinir)          


1956   Robert A. Heinlein*   Double Star   


1958   Fritz Leiber*   The Big Time            


1959   James Blish*   A Case of Conscience                       
1959   Poul Anderson           We Have Fed Our Sea (The Enemy Stars olarak da bilinir)                    
1959   Algis Budrys   Who? 
1959   Robert A. Heinlein     Have Space Suit — Will Travel        1959   Robert Sheckley        Time Killer (Immortality, Inc. olarak da bilinir)   


1960   Robert A. Heinlein*   Starship Troopers    
1960   Gordon R. Dickson     Dorsai! (The Genetic General olarak da bilinir)    
1960   Murray Leinster        The Pirates of Ersatz (The Pirates of Zan olarak da bilinir)       
1960   Mark Phillips That Sweet Little Old Lady (Brain Twister olarak da bilinir)
1960   Kurt Vonnegut          The Sirens of Titan  


1961   Walter M. Miller, Jr.* A Canticle for Leibowitz       
1961   Poul Anderson           The High Crusade     Uzaya Haçlı Seferi
1961   Algis Budrys   Rogue Moon  
1961   Harry Harrison          Deathworld   
1961   Theodore Sturgeon   Venus Plus X  Venüs Artı X


1962   Robert A. Heinlein*   Stranger in a Strange Land  Yaban Diyarlardaki Yabancı           
1962   Daniel F. Galouye       Dark Universe
1962   Harry Harrison          Sense of Obligation (Planet of the Damned olarak da bilinir)    
1962   Clifford D. Simak       The Fisherman (Time Is the Simplest Thing olarak da bilinir)  
1962   James White  Second Ending         


1963   Philip K. Dick*            The Man in the High Castle Yüksek Şatodaki Adam
1963   Marion Zimmer Bradley       The Sword of Aldones         
1963   Arthur C. Clarke        A Fall of Moondust   
1963   H. Beam Piper            Little Fuzzy    
1963   Jean Bruller   Sylva              


1964   Clifford D. Simak*      Here Gather the Stars (Way Station olarak da bilinir)
1964   Robert A. Heinlein     Glory Road    
1964   Andre Norton            Witch World 
1964   Frank Herbert           Dune World     
1964   Kurt Vonnegut          Cat's Cradle   Kedi Beşiği    


1965   Fritz Leiber*   The Wanderer
1965   John Brunner            The Whole Man
1965   Edgar Pangborn        Davy  
1965   Cordwainer Smith     The Planet Buyer (The Boy Who Bought Old Earth olarak da bilinir)  


1966   Frank Herbert* (berabere) Dune   Çöl Gezegeni Dune]
1966   Roger Zelazny* (berabere)  ...And Call Me Conrad (This Immortal olarak da bilinir)   
1966   John Brunner            The Squares of the City       
1966   Robert A. Heinlein     The Moon Is a Harsh Mistress                    
1966   Edward E. Smith       Skylark DuQuesne   
           


1967   Robert A. Heinlein*   The Moon Is a Harsh Mistress        
1967   Samuel R. Delany      Babel-17       
1967   Randall Garrett          Too Many Magicians
1967   Daniel Keyes  Flowers for Algernon           
1967   James H. Schmitz       The Witches of Karres         
1967   Thomas Burnett Swann       Day of the Minotaur


1968   Roger Zelazny*          Lord of Light  Işık Tanrısı    
1968   Samuel R. Delany      The Einstein Intersection                
1968   Piers Anthony            Chthon          
1968   Chester Anderson     The Butterfly Kid     
1968   Robert Silverberg      Thorns
         
              
1969   John Brunner*           Stand on Zanzibar    
1969   Alexei Panshin           Rite of Passage         
1969   Samuel R. Delany      Nova
1969   R. A. Lafferty  Past Master   
1969   Clifford D. Simak       The Goblin Reservation       


1970   Ursula K. Le Guin*     The Left Hand of Darkness 
1970   Robert Silverberg      Up the Line               
1970   Piers Anthony            Macroscope   
1970   Kurt Vonnegut          Slaughterhouse-Five Mezbaha No. 5
1970   Norman Spinrad       Bug Jack Barron       


1971   Larry Niven*  Ringworld     
1971   Poul Anderson           Tau Zero        
1971   Robert Silverberg      Tower of Glass          
1971   Wilson Tucker           The Year of the Quiet Sun  
1971   Hal Clement   Star Light      


1972   Philip José Farmer*   To Your Scattered Bodies Go          
1972   Ursula K. Le Guin      The Lathe of Heaven            Rüyanın Öte Yakası  
1972   Anne McCaffrey        Dragonquest 
1972   Roger Zelazny            Jack of Shadows       
1972   Robert Silverberg      A Time of Changes
           

1973   Isaac Asimov*            The Gods Themselves          
1973   David Gerrold            When Harlie Was One         
1973   Poul Anderson           There Will Be Time  
1973   Robert Silverberg      The Book of Skulls    
1973   Robert Silverberg      Dying Inside  
1973   Clifford D. Simak       A Choice of Gods


1974   Arthur C. Clarke*       Rendezvous with Rama
1974   Robert A. Heinlein     Time Enough for Love         
1974   Larry Niven    Protector       
1974   Poul Anderson           The People of the Wind
1974   David Gerrold            The Man Who Folded Himself        


1975   Ursula K. Le Guin*     The Dispossessed     
1975   Poul Anderson           Fire Time       
1975   Philip K. Dick Flow My Tears, the Policeman Said
1975   Larry Niven ve Jerry Pournelle       The Mote in God's Eye         
1975   Christopher Priest    The Inverted World 


1976   Joe Haldeman*          The Forever War      
1976   Roger Zelazny            Doorways in the Sand         
1976   Larry Niven ve Jerry Pournelle       Inferno          
1976   Alfred Bester The Computer Connection (The Indian Giver olarak da bilinir)
1976   Robert Silverberg      The Stochastic Man  


1977   Kate Wilhelm*           Where Late the Sweet Birds Sang  
1977   Joe Haldeman            Mindbridge   
1977   Frank Herbert           Children of Dune     
1977   Frederik Pohl Man Plus
1977   Robert Silverberg      Shadrach in the Furnace     


1978   Frederik Pohl*           Gateway        
1978   Marion Zimmer Bradley       The Forbidden Tower         
1978   Larry Niven ve Jerry Pournelle       Lucifer's Hammer
1978   Gordon R. Dickson     Time Storm   
1978   George R. R. Martin   Dying of the Light    


1979   Vonda N. McIntyre*  Dreamsnake 
1979   Anne McCaffrey        The White Dragon   
1979   C. J. Cherryh   The Faded Sun: Kesrith      
1979   Tom Reamy    Blind Voices


1980   Arthur C. Clarke*       The Fountains of Paradise
1980   John Varley    Titan  
1980   Frederik Pohl Jem    
1980   Patricia A. McKillip    Harpist in the Wind 

1980   Thomas Disch            On Wings of Song

23 Aralık 2014 Salı

Bütün Tabulara Karşı Adam:Jose Mojica Marins


     
          Jose Mojica Marins, B sinemanın çoğu yönetmeni gibi kendine özgü bir dünyası olan ve bu dünyasını filmlerine yansıtmış bir fantezi/korku ustasıdır. Filmlerini gerçekleştirmek için yeterli para bulamadığı için elindeki imkanlara göre filmlerini ( bu sebeplerden dolayı B-sineması doğmuştur.) gerçekleştirmiştir. Jose Mojica Marins haklı bir üne kavuşan sayısız B-sinemacılarından ( benim deyimimle Düş-Yapıcı )biridir. B-sinemasının en enteresan karakterlerden biri. Brezilyalı yönetmen, yazar, aktör, televizyon şahsiyeti… kelimenin tam anlamıyla kült bir insan! 
Jose Mojica Marins, At Midnight I Will Take Your Soul (1964) ve This Night I Will Possess Your Corpse (1967) filmleriyle yarattığı Ze do Caixao Ya da yaygın adıyla “ Coffin Joe ( Tabut Joe ) ”.  Brezilyalı sinemacı birkaç film denemesinden sonra o yıllarda Brezilya da fazla çalışması olmayan korku türünde yöneldi. At Midnight I Will Take Your Soul ve This Night I Will Possess Your Corpse  çekerken özellikle o dönem korku çizgi roman ve kendisinin söylediği gibi kendisinin rüyalarından esinlenmiştir. 
İki filmin konusunu özetlemek gerekirse.Tabut Joe (Zé do Caixão) küçük bir kasabada cenaze levazımatçısıdır. Siyah takım elbisesi, siyah pelerin ve siyah silindir şapkası, şeytan sakallıyla ve ayrıca hiç kesmediği upuzun tırnaklarıyla tam görevinin adamıdır . Tabut Joe (Zé do Caixão) kendisini diğer insanlardan daha  üstün görür. Ölümsüzlüğü ise kanın devamlılığından görür ve kendi üstün kanını devam ettirmek için bir oğula sahip olmalıdır. Oğlunu doğuracak kadının da en az kendisi kadar üstün olması gerekmektedir. Bu amacına ulaşmak için engel olacak ve bu yolda önüne çıkacak her engeli  acımasızca yok etmek için her şeyi yapıyor. İki filmde Tabut Joe (Zé do Caixão) kendi kanını sürdürecek oğulunu doğuracak kadını aramaktadır ve bu yolda karşısına çıkacak engelleri yok etmekle geçiyor.
İkinci film  ilk filmden daha çok ölüm, daha çok kadın, daha çok işkence ve daha çok örümcek var. Maddi imkanlarınkısıtlı olmadığı için gerçek örümcekler kulanılmıştır. İlk filmdeki olduğu gibi etraftaki aile ve arkadaşlarından oyuncu kadrosu oluşuyor, mekanlar ilk filmden daha iyi yerler seçilmiş. İkinci filmi özel kılan yanlarından bir taneside filmdeki cehennemi tasvir etme şeklidir. Siyah/Beyaz çekilen film cehnnem sahnesi renkli çekilmiş ve cehennemi alışılmışın dışında tasvir eder. Filmde cehennem geleneksel alevlerin içinden değil dondurucu buzlarla kaplı olarak gösterir. 
Tabut Joe (Zé do Caixão) karekteri en çok çekici kılan bütün tabuların hiçe saymasıdır. Her türlü dinsel tabuları her fırsatta saldırması, kutsal değerlerle alay etmesi, etrafındankileri bunlara inandığı için hakaret etmesi, din ve ahlak kurallarından nefret ermesi, dine bağlı olanları körü körüne bağlı olanları zayıf olarak suçlaması, tanrıya ve ölüme meydan okuması, kadınlara tecavuz eden,  erkeklere hakaretler yağdıran, hertürlü işkenceyi herhangi birisine yapabilen, en iyi niyeti kolaylıkla sömüren,  sınır tanımaz bir karekterdir. Ama yinede Tabut Joe (Zé do Caixão) için dünyadaki en mahsum yaratıklar çocuklardır. İlk filmde oğulunu döven bir babayı durdurması,ikinci filmde bir oğlan çocuğunu motorsikletin önünde kurtarması, bir kadını öldürdükten sonra hamile olduğunu öğrenince çektiği vicdan azabı. Her şeyden önce Tabut Joe (Zé do Caixão)  karekteri iyi ve kötünün ötesinden bir karekterdir. Başka bir açıdan bakacak olursak Tabut Joe (Zé do Caixão) karakteri, aslında yönetmenin José Mojica Marins’in alteregosu.
José Mojica Marins  Tabut Joe (Zé do Caixão) karekterini bu filmlerden sonra çok istemesine karşın filme uyarlamak için yapımcı bulamadı. Ta ki 2008'e kadar. Embodiment of Evil adıyla Tabut Joe (Zé do Caixão) üçlemesini tamamlamıştır. 

Eğer ana akım gişe filmlerinden sıkıldıysanız Ya da sanat filmi denilen beş para etmez görüntü parçalarından usandıysanız  'At Midnight I Will Take Your Soul ve This Night I Will Possess Your Corpse' filmleri B-sinemasına iyi bir başlangıç olacaktır. B-sineması  ile ilgileniyorsanız  Kabalcı Yayınlarından çıkan Fantastik Filmler Uzakdoğu'dan Güney Amerika'ya  (Pete Tombs ) ve Avrupa Seks ve Korku Sineması,(Pete Tombs,Cathall Tohill) kitablarını tavsiye ederim.

*Bu yazı aylık sanat gazetesi Güncel Sanatta yayınlanmıştır.

29 Kasım 2014 Cumartesi

I am Dracula

                                   
Listen to them — children of the night. What music they make.*

            Dracula, Bram Stoker'in temel olarak tarihte Kazıklı Voyvoda olarak bilinen III. Vlad'dan yola çıkarak yaratılan, ve artık popüler kültüre mal olmuş bir icon olan Dracula sinema dünyasına 1922 yılından beri pek çok farklı şekilde yansıtıldı. Beslendiği tarihi gerçeklerden ziyade sinemaya bir korku figürü olarak kan içen, ölümsüz bir kont olarak tasvir edildi. Birkaç örneğin dışıdan Bram Stoker'ın yaratığı Dracula Sinemadaki  Dracula'ya çoğu zaman bir uyarlamdan çok bir çıkış noktası olmuştur. Son olarak Dracula: Başlangıç ( Dracula: Untold/2014 )'ta Bram Stoker gibi çıkış noktasını III.Vlad olarak alıyor ama ters bir açıdan bakıyor. Ne bir korku filmi oluyor ne de döneminin onda birini yansıtan bir dönem filmi olmuştur.
             Dracula popüler kültürde yerini alırken her devirde kendi kült Dracula aktörlerini yaratmıştır. Bela Lugosi Christopher Lee, Gary Oldman ilk akla gelenlerdir. Şimdi kontun sinemadaki serüvenine kısaca bakalım:

            Nosferatu (1922): Kitabı ilk adepte eden filmdir. 1922 yılında sessiz sinemada yer alan vampir, hayvanımsı, çarpık dişli, uzun tırnaklı görünüşüyle Stoker’ın çizdiği vampir karakterinden  uzaktır. Film, Alman dışavurumcu sinemasının bir başyapıtıdır. Max Schreck’in müthiş oyunculuk stili ile sinema tarihinden silinmeyecek bir oyunculuk sergilemiştir.
            Dracula (1931): Bela Lugosi Dracula oyununda büyük bir başarı yakalar. Filmi Tod Browning yönetmiştir. “Dracula” karekteri  adeta Bela Lugosi'yi bir ikon olmasını sağlamıştır. Filmin başarısı şüphesiz ki oyunculuk yeteneğinin yanında sahnedeki duruşu, briyantinli saçları, özellikle de Macar şivesi vardır. Dracula ilk defa karizmatik bir beyefendi olarak karşımıza çıkar. Ve şimdi bile Dracula dendiğinde ilk akla gelen isimdir.

            Drakula İstanbul’da(1953): Ali Rıza Seyfi’nin romanından uyarlanan “Drakula İstanbul’da (1953) . Teknik imkansızlıklar içinde çekilen film hatırı sayılır bir başarı sağlar. Vampir motiflerini İslami inançlar ile birleştiği ilk film olan Drakula İstanbul’da ile Kont rolü Atıf Kaptan oynar. Sinema tarihinde vampirin sivri dişlerinin gözüktüğü ilk film unvanını alır.

            Dracula/Horror of Dracula (1958): 50 ve 60’lı yıllarının önde gelen İngiliz film şirketi Hammer ise Dracula ile özdeşleşecek bir oyuncu yaratır. Bu Christopher Lee’dir. Bela Lugosi'den sonra akıllara gelen isim olur.  “Horror of Dracula” (1958) Stoker’ın romanının ana hatlarını izlese de kişi ve olay döngüsünü değiştirir. Lee daha sonraki filmlerde de olacağı gibi bolca kanı,  İngiliz sansür kurulunun izin verdiği ölçüdeki çıplaklık içinde gösterilir. Dişleri uzar. Hammer’ın bu ilk Dracula uyarlaması hem kışkırtıcı hem de korkunç olmayı başarır. Dracula rolüyle Christopher Lee nasıl Hammer'ın filmlerinden özdeşleşmişse Van Helsing rolüyle de  Peter Cushing özdeşleşmiştir.
            Dracula (1979): Filmi yöneten John Badham daha gerçekci, kimi yönleriyle de diğerlerinden daha gerçekçi bir profil sunar. Frank Langella’yı Dracula olarak,  vampir avcısı Van Helsing rolünde ise Laurence Olivier vardır. Dracula yine romantik, karizmatik ve stil sahibi bir karanlıklar lordu olarak karşımıza çıkar. Bela Lugosi'nin Draculasına yakın bir oyun ile oynamıştır.

            Nosferatu the Vampyre (1979): Klaus Kinski’nin oynadığı bu müthiş yeniden çevrim,
Aslından  kitaptan çok 1922 Nosferatu tarihli filmin yeniden çevrimidir.

            Bram Stoker’s Dracula (1992): Francis Ford Coppola, Stoker’ın romanına en çok sadık uyarlamayı yapar. Filmdeki ufak sapmalar haricinde neredeyse roman ile aynıdır. Dracula karakterine ise Gary Oldman hayat verir. Gary Oldman, Dracula oynu ile günümüz izleyicisinin Draculası olmuştur.
            Bunların dışında Blacula (1972),Dracula: Dead and Loving It(1995)ve Dracula 3D (Dario Argento/2012) filmleride sayılabilir. Sonuç olarak kont nasıl uyarlanırsa uyarlansın her zaman popüler olmuştur. Her şekliyle popüler kültürde kendine has bir yeri olmuştur. Sinema tarihinde her zaman görünmüştür, görünecektir. Dracula animelerden mangalara kadar her yere bir şekilde girmiştir. Ve  kont şekil değiştirmiş olsada bir şekilde aramızda her zaman yaşayacaktır.


*Dracula (1931) filminden bir diyalog.
**Bu yazı aylık sanat gazetesi Güncel Sanattın Kasım sayısında çıkmıştır.