KAPANMAMIŞ-1

                         Sokak lambasından ışık kırıntıları düşerken hafif rüzgar küçük su birikintilerini titretiyordu. Sadece gecenin ayazı değildi içimi üşüten, az önce cüzdanıma giren kazık da canımı oldukça yakmıştı.

                         Yine kırık parçalar kalbime batıyor, midem dünden beri boş kaldığını haber vermek için gurultularını arttırıyor, yıllardır üstesinden gelemediğim depresyonum arada hala kaybolmadığını hatırlatırcasına beyin kıvrımlarıma karanlık, kalbimin damarlarına sızı yüklüyor, daha da beteri yağmuru haber veren ve giderek gri tonu koyulaşan bulutlar yakınlaşarak hasret gideriyordu, yanıma şemsiyemi almadığım gerçeğini pekiştirerek karamsarlığımı büyütüyordu.

                         Geniş bir dükkan saçağının altına sığındığım anda yağmur başladı. Bir, iki, üç damla derken, sayısını bilemeyeceğim kadar çok damla son nefeslerini asfaltın donuk yüzünde ve ayakların yükünden çökmüş kaldırım taşlarında verdi. Bu çaresiz kaldıkları sonu seyrederken artık umursamadığımı fark ettim. En son ne zaman içten hissetmiştim acaba ? Gülümseme, heyecan, hırs namına her şey zaten hızla tükenmişti, en son ne zaman rastladığımı hatırlayamıyordum bir türlü. Nicedir kabuslarıma giren deklanşör flaşları, neon ışıkları, ölüm soğukluğu bürünmüş suratlar da artık alkolün baskın ama kontrol etmeyi yine de başarabildiğim gücüne iki haftadır boyun eğmişti.

                         Geçen hafta tanımadığım bir adam, cebimde beş kuruş yokken bana yüklü bir meblağ bıraktı. 

                         “ Adam Adıyok ile mi görüşüyorum ? “

                         “ Adam Noname ya da, evet “ dedim.

                          Altı bira bardağı ve iki tekila shot ikramını izleyen, sabaha karşı 5’ te uykuya daldığım bir sürecin ani, uzun süredir rastlamadığım tarzdan, mutlu bir haberiydi. Pala bıyıklı, heybetli avukatın ofisine gittim, adımdan konu açıldı, “ Manchester’ da doğdum ve İngilizce Edım diye okunur “ diye cevapladım, eski cevapların karbon kopyasıydı, daha önce hiç görmediğim ve fotoğraftaki yüzünü çocukluk anılarımdan da çıkaramadığım yabancı, ismi, mesleği hiçbir şey ifade etmeyen biriydi, bana 50 milyon Türk Lirası ve tarihi 100 yıl olan bir apartman bırakmıştı miras olarak. 

                          “ Kendisini tanımıyorum “ dedim “ Bir yanlışlık olmasın ? “

                           “ Adam Noname, Manchester, 2 Ocak 1983 doğumlu, anne adı Claire, baba adı Orhan ? “

                           Sessiz sedasız cebime giren meblağ fena da değildi doğrusu, zaten tuhaf evladının hayat tarafından yutulacağı korkusu taşıyan annemin mirası, bana geçen kira payları ile hem yaşamak hem yazmak için iyi bir fırsat elde etmişken piyangodan çıkmış olan bu küçük servet rahatlığımı katlatmıştı. Her köşesinde anlamsızlık ve saçmalığa rastladığım bomboş hayatımın sunduğu ideal bir diyet olarak da görülebilirdi. Belki de Tanrı beni artık yeniden hatırlayamayacağı kadar fazla zamandır unuttuğu için üzgündü, bu şekilde bana ulaşma amacındaydı, pek içime sinmese de karnım açken, en azından ruhumu doyurmak amacıyla aynı imkansız ve gerçek dışı pozitifliğe önceden de sarılmıştım, yeniden sarılabilirdim. Ne de olsa beni önemsediğini düşünmüyordum, bu yüzden istediğimi düşünmenin zararı yoktu.

                           Yağmur hafifleyince sigaramın izmaritini yere atıp botumla ezdim. İşte bu kadar kolay bitip gitmişti, aynı hayat gibi. Üst kattaki halojen lambanın parmaklığı gözlerimi kamaştırırken tüyler ürpertici bir kahkaha kulak zarımı salladı. Artık taşımadığım silahı el alışkanlığıyla ararken boş elimi, tırnaklarım avucumu kanatacak derecede, yumruk yapıp iyice sıkarken derim sarıdan kırmızıya döndü. Boyası dökülen yeşil renkli apartmanı geçip köşeyi dönünce, sarsılan kar maskeli adamın bıçağını kaldırdığını gördüm. Sessiz ama geniş adımlarla yaklaşıp, bütün gücümle omuriliğine vurdum. Ters bir C harfi çizerek düşerken, az önce hissettiğini tahmin ettiğim acıyı kendi ensemde hissettim, her şey karanlığa gömülmeden evvel son gördüğüm  karşıdan gelen arabanın farlarının yüzüne vurduğu, gözlerinde ölüm donmuş sarışın, genç kadındı. Diğerlerine ikizi kadar benziyordu.

                           

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ANLAM

RAHATSIZ EDEN ŞEYLER

DEDEKTİF(1)