KATİL(1)

                            Göğün denizle kesiştiği noktaya inen kızılımsı parlaklık gözlerini okşarken kulaklıklarından John Lennon’ un sakin sesi akıyordu. Kızıl saçları güneşte koyulaşmış, yeşil gözlerine bulutlardan gölge düşmüştü. Oysa ki bu ıssız sahili ilk keşfettiğinde arabasının lastikleri arka arkaya patlamış, kumlar darbeyi yumuşatmasa, ömrünün sonuna kadar sürecek bir ağrıyı çekmekten kıl payı kurtulmuştu. Burnundan damlayan kan damlaları zaten var olanlara karışırken beyninin uğuldadığını ve bütün kemiklerinin zonklandığını hissetmişti. 

                             “ Onu öldürdüm “ dedi “ Onu öldürdüm “ diye daha yüksek sesle tekrar etti. Sanki kanların fışkırdığı, sağanak bir yağmurun ilk düşüşünü andıran o an, anne karnına düşmesiyle başlayan süreç sona ermiş, yeni ve bambaşka hislerin baskın olduğu bir başka sürece kapı açılmıştı. Üstelik bu anı daha önce de yaşadığına dair çok kuvvetli bir his hafızasında alarm verircesine belirivermişti. Arka koltuktaki, kandan belli olmayan, el emeği göz nuru, oldukça keskin ve C şeklinde ağza sahip bıçak sanki daha önce de ete saplanmış, hatta göğüs kafesinde çatlak bile oluşturmuştu. Birbirinden haberi olmayan kim bilir kaç kişi onun ellerinde son nefeslerini vermişti ?  

                               “ Onu öldür “ dedi güçlü bir ses. Derinden gelip zirveye çıkıyordu. 20 dakika önce de aynısı olmuştu. Son hatırladığı göğüs kafesinden çıkartılmış bir kalp pantolonunun büyük bölümünün rengini değiştirirken  titreyen ellerindeki kocaman bıçağı arka koltuğa fırlattığıydı. Yeşil Sedan’ ın anahtarı üç defa ellerinden kayıp ayaklarının arasına düşse ve arabayı harekete geçirmekte zorlansa da nihayet, dönen başı ve çift gören gözleri eşliğinde yola çıkabilmişti. Motordan dumanlar yükselip bir serserinin yola fırlattığı, kırılmış şişeler lastiklerine seri ve arka arkaya batıp tuhaf sesler çıkarana dek kırmızı bir kamyonetin boyasından büyük bir parçayı sıyırıp sökecek derecede fazla gaza yüklenmişti. İçindeki ani patlamadan hemen önce, AC/DC eşliğinde ağlayıp haykırarak direksiyon sallamıştı. “ Highway to hell “ şarkısı duruma çok uygundu: Kanlar içinde, arabayı amaçsızca, hız sınırını aşarak süren, adeta bir ‘ Ghost Rider ‘ !

                               Arkasındaki duman bulutundan uzaklaşmak için kumlara tırnakları gömüldüğünde güneşin ilk parçası denize düştü. İnce altın çizgiyi, açgözlü ve salak bir martı, nafile yakalamaya çalışırken cehennemin kapı önündeki aniden bitiveren  manzarayı sessizliğe teslim olarak izliyor, avucundaki yarıktan süzülen kan deresini zerre umursamıyordu. Dizlerinin üstüne çöktüğünde “ Nihayet beni hatırladın “ diye, hançeresi yırtılırcasına bağırdı. 


                                   

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ANLAM

RAHATSIZ EDEN ŞEYLER

DEDEKTİF(1)